///

Systemsprenger (2019)

Systemsprenger (2019)

_________________________

Nora Fingscheidt

Dram | 125′

Almanya

Helena Zengel | Albrecht Schuch | Gabriela Maria Schmeide

Ödüller & Adaylıklar

37 Ödül, 27 Adaylık

System Crasher (2019) - IMDb

System Crasher: Toplumun Dışına İtilen Çocuğun Çığlığı

Nora Fingscheidt’in System Crasher’ı, “sıkıntılı” diye yaftalanan bir çocuğun hikâyesini anlatmaktan çok, bu yaftanın nasıl üretildiğini ve bir çocuğu adım adım toplumun dışına nasıl ittiğini gözler önüne seren sert bir yüzleşme sunar. Film, Benni’nin kontrolsüz öfke patlamalarını merkeze alıyor gibi görünse de, dikkatle bakıldığında her krizin kökeninde çocuğun kendisinden çok, ona uygulanan yanlış tavırlar, eksik ilgiler ve sürekli tekrarlanan terk edilme hâli vardır.

Benni rolünde Helena Zengel’in performansı, filmi taşıyan en güçlü unsur. Zengel, izleyiciyi hem rahatsız eden hem de gözünü alamayacağı kadar sahici, “dudak ısırtan” bir performans sergiler. Öfkesi ani ve yıkıcıdır; ama bu öfke, hiçbir zaman boşlukta asılı kalmaz. Her patlama, görülmeyen bir ihtiyacın, duyulmayan bir isteğin, bastırılmış bir temas arzusunun dışavurumudur. Film boyunca Benni’nin suçlandığı her an, aslında sistemin kendi eksikliğini görünmez kılma çabasına dönüşür.

Benni, yeterince ilgi görmeyen, defalarca hayal kırıklığına uğrayan ve en temelde terk edilmiş bir çocuktur. Sistemin dışında ise annesi başta olmak üzere, hayatındaki neredeyse tüm yetişkinler tarafından yanlış tutumlara maruz kalır. Sevgi ile mesafe arasındaki çizgiyi kuramayan anne figürü, Benni’nin en büyük yarasıdır; ama öğretmeniyle ve sözde onunla “ilgilenmesi” gereken diğer yetişkinlerle kurduğu sorunlu dinamik de bu yarayı derinleştirir. Film, iyi niyetin tek başına yeterli olmadığını, yanlış davranışların ise çocuğun etiketlenen “sorunlu” hâlini bizzat ürettiğini acı bir netlikle ortaya koyar.

Benni “sıkıntılı” olarak tanımlandıkça, istekleri ve ihtiyaçları daha fazla görmezden gelinir. Kendini ifade edemediği her noktada şiddete yönelir; fakat film, bu şiddeti bireysel bir kusur olarak değil, ona uygulananın kaçınılmaz bir yansıması olarak konumlandırır. Sistemin Benni’ye göre davranması gerekirken, Benni sistemin kalıplarına zorla sokulmaya çalışılır. Ortaya çıkan şey ise tam anlamıyla bir kısır döngüdür: Yaftalanan çocuk, o yaftayı doğrulayan davranışlara itilir ve her yeni kriz, bir öncekinin gerekçesi hâline gelir. Bu süreçte Benni, adım adım toplumun dışına doğru sürüklenir.

System Crasher, seyirciyi büyük bir çelişkiyle baş başa bırakır: Çocukları korumak için var olduğu iddia edilen bir sistem, onları ne kadar koruyabilir? Film bu soruyu güçlü bir eleştiriyle kurar; ancak finalde aynı kuvvette bir tamamlanmaya ulaşmakta zorlanır. Benni’nin kaçışı —ya da belirsiz bir sona doğru savruluşu— sinematografik olarak etkileyici bir an sunsa da, film boyunca detaylıca örülen bu yapısal eleştiriyi tam anlamıyla mühürleyen bir bitiş hissi yaratmaz. Bu belirsizlik, bir tercih olarak okunabilir; fakat aynı zamanda anlatının ağırlığını taşıyacak kadar güçlü bir son dokunuşun eksikliği de hissedilir.

Yine de System Crasher, rahat izlenen bir film olmayı asla hedeflemez. Bir çocuğun nasıl “problem” ilan edildiğini ve bu ilanın nasıl kendi kendini gerçekleştiren bir kehanete dönüştüğünü anlatırken, seyirciyi suçun adresi konusunda net bir yere çağırır. Film, Benni’nin hikâyesini bireysel bir trajedi olmaktan çıkarır ve onu, toplumun gözden çıkardığı tüm çocukların ortak çığlığına dönüştürür.

“Sistemin dışına itilmiş çocuk” anlatısı sinema tarihinde yeni değil. Truffaut’nun Les Quatre Cents Coups’undaki Antoine Doinel’den, Lynne Ramsay’nin Ratcatcher’ındaki James’e uzanan bu hat, çocuğu toplumsal düzenin hatalarını açığa çıkaran bir kırılma noktası olarak konumlandırır. System Crasher da bu geleneğin içine yerleşir; ancak farkını, çocuğun iç dünyasını gözlemlemekten çok, izleyiciyi onun taşkınlığına maruz bırakmayı seçerek kurar. Bu yönüyle film, The Florida Project’in mesafeli bakışından ya da Ratcatcher’ın sessiz yasından ayrılır; daha saldırgan, daha huzursuz edici bir deneyim sunar.

System Crasher seyirciye açık bir ders vermekten kaçınır. Ancak bu kaçınma, filmi tamamen didaktik olmayan bir noktaya da taşımaz. System Crasher, izleyiciyi rahatlatmak yerine sürekli rahatsız etmeyi amaçlar; fakat bu rahatsızlığın ne ölçüde yeni bir sorguya kapı araladığı tartışmalıdır. Benni’nin krizleri tekrar ettikçe, film bilinçli olarak bir döngü yaratır; ancak bu döngü, bir noktadan sonra yapısal bir eleştiriden çok, tanıdık bir acının yeniden üretimine dönüşme riskini de beraberinde getirir.

Filmin finali, Benni’nin kaçışı ya da belirsiz bir sona doğru savruluşu, güçlü bir sinematografik an sunsa da, film boyunca inşa edilen eleştiriyi tam anlamıyla mühürleyecek kadar derin ve dönüştürücü bir etki yaratmaz. Ancak bu eksiklik, benzer anlatılarla kıyaslandığında daha karmaşık bir yerde durur. Örneğin The Florida Project, çocuk bakışını koruma iddiasıyla kurduğu finalinde, Disney hayali üzerinden neredeyse bir Amerikan güzellemesine ve kapitalist bir fanteziye yaslanarak anlatının politik sertliğini belirgin biçimde yumuşatır. Bu açıdan bakıldığında, System Crasher’ın bitişi eksik olsa da, meseleyi romantize etmeyi ya da kaçış fantezisiyle örtmeyi reddetmesiyle “kötünün iyisi” bir noktada konumlanır. Film, bir çözüm sunmaz; fakat sunduğu belirsizlik, seyirciyi rahatlatan bir hayale değil, rahatsız edici bir boşluğa bırakır. Yine de bu boşluk, Ratcatcher’ın finalindeki sessiz ve kalıcı sarsıntı kadar güçlü bir iz bırakmaz; daha çok anlatının aniden kesildiği hissini uyandırır.

Yine de film, izleyiciyi şu soruyla baş başa bırakmayı başarır: Bu hikâyeleri defalarca izlememize rağmen, neden hâlâ rahatsız olmaya devam ediyoruz? System Crasher yeni bir cevap sunmaktan çok, eski bir yaranın hâlâ kapanmadığını hatırlatır. Belki de filmin en güçlü yanı, tam olarak burada yatar.

Yazar:  Zehra Eda Sert