//

Festivallerden Seçkiler (2025): Berlin Film Festivali

2025 Film Festivallerinden Seçkilerimiz: Berlin Film Festivali​

Confidante

Guillaume Giovanetti| Çağla Zencirci
Dram | 76′
Türkiye | Fransa
Saadet Işıl Aksoy |
Kıvanç Kılınç | Elit Andaç Çam


Mother’s Baby

Johanna Moder
Psikolojik Gerilim | 108′
Almanya | Avusturya
Claes Bang | Hans Löw | Julia Franz Richter

How to Be Normal and the Oddness of the Other World

Florian Pochlatko
Dram | Comedy 98′
Avusturya
Luisa-Céline Gaffron | Elke Winkens| Cornelius Obonya

Was Marielle weiß

Frederic Hambalek
Dram | Romantic 110′
 Lebanon
Julia Jentsch | Felix Kramer | Laeni Geiseler

BERLINALE

Berlin bu yıl yine soğuğu iliklere işleyen ama kalbi ateş gibi atan bir festival şehriydi. Berlinale, her zamanki gibi dünyayı yalnızca izlemekle yetinmeyen, onu eşeleyen, çizen, yeniden kurcalayan filmlerin toplandığı bir alan yarattı. Savaşın gölgesinde kalan coğrafyalar, kimliğin kırılgan sınırları, gündelik hayatın görünmez yükleri ve politik gerçeklerin bedenlerde bıraktığı izler; her biri sinemanın sert, dürüst, dolambaçsız diliyle sahneye çıktı burada. Berlin’in puslu sabahlarıyla uyumlu, biraz sarsıcı biraz da incelikli bu filmler, seyircisini yalnızca düşünmeye değil, kendisiyle hesaplaşmaya da çağırıyordu. Bu dizinin Berlin bölümünde, festivalden öne çıkan birkaç yapımın bu yoğun atmosferde nasıl parladığını kısaca ele alacağız.

Confidante
Çağla Zencirci ve Guillaume Giovanetti’nin ortak yönetmenliğiyle çekilen Confidante, 1999 yılında Ankara’da geçiyor. Film, bir 0800lü hat merkezinde çalışan Arzu’nun sıradan bir iş gününün nasıl değiştiğini anlatıyor. Türkiye’nin bazı bölgelerini vuran deprem sırasında, genç bir müşteriden telefon alan Arzu, onu enkazdan kurtarmanın bir yolunu bulmak zorunda kalır. Ancak bunu yapabilmesi öylesine tehlikelidir ki, kendi hayatına mal olabilir.
Arzu, kadın olduğu için maruz kaldığı cinsiyet temelli engellerle mücadele eden cesur bir karakterdir. Tüm bu zorluklara rağmen tüm ihtimallere karşı gelmeyi başarır. Film, yalnızca bir çağrı merkezi içinde geçmesine rağmen seyirciyi koltuğunun ucunda tutan sürükleyici bir gerilim yaratır. Arzu’nun hikayesi sinemada sıklıkla göz ardı edilen bireyleri görünür kılar; cinsellik, beden işçiliği, toplumsal cinsiyet rolleri ve baskı gibi ele alınması elzem konulara ışık tutar. Çağla Zencirci ve Guillaume Giovanetti, on yıllar sonra bile toplumsal normlarla ve çatışmalarla yankılanmaya devam eden büyüleyici bir anlatı kurmayı başarıyor.

Festivaller:

Berlin Uluslararası Film Festivali
Antalya Altın Portakal Uluslararası Film Festivali

Mother’s Baby
Johanna Moder’in dördüncü uzun metraj filmi Mother’s Baby, 40 yaşında başarılı bir orkestra şefi olan Julia’ya odaklanıyor. Julia, uzun süreli partneri Georg ile çocuk sahibi olmaya çalışmaktadır, ancak bu konuda zorlanmaktadır. Şansları, Dr. Vilfort ile tanışmalarıyla birlikte değişir; doktor, Julia’nın kısırlığına dair onlara umut verir. Dr. Vilfort’un kliniğinde ilk denemeden sonra Julia hamile kalır. Ancak bebeğini doğurduktan sonra beklenmedik sorunlarla karşılaşır. Klinik, çifte gerçekte neler olduğunu gizler. Çocuğuna kavuştuğunda bile Julia kendisini ondan uzak hisseder ve hatta bebeğin gerçekten kendi çocuğu olup olmadığını sorgulamaya başlar.
Johanna Moder’in, doğum sonrası döneme ve kadınların çocuklarıyla kurdukları karmaşık ilişkiye odaklanışı, ilk bakışta sinemada zaten işlenmiş bir konu gibi görünebilir. Ancak Moder, yeni temalar ve bağlamlar açarak anne-çocuk ilişkisinin anlaşılma biçimini kökten yeniden tanımlar. Özellikle günümüzde kısırlığın giderek yaygınlaştığı bir dönemde, kadınların hayatlarının her noktasına değen sorunları görünür kılar; anneliğe adım atabilmek için hala her şeyden vazgeçmek zorunda bırakıldıkları bir çağda, bu meseleleri çarpıcı bir şekilde tartışmaya açar.

Festivaller:

Berlin Uluslararası Film Festivali
Sitges Uluslararası Film Festivali
Haifa Uluslararası Film Festivali
Neuchâtel Uluslararası Fantastik Film Festivali
Biberach Film Festivali

How to Be Normal and the Oddness of the Other World

Florian Potchalko’nun ilk uzun metrajı How to Be Normal and the Oddness of the Other World, sinemada ruh sağlığını bugüne kadar görülmemiş bir biçimde cesurca ele alıyor. Luisa-Céline Gaffron, Pia rolünde unutulmaz bir performans sergiliyor. Psikiyatri hastanesinden yeni çıkan Pia, hayatını yeniden düzene koyma çabasıyla ailesinin yanına geri taşınıyor. Eski arkadaşlarıyla bağlarını yeniden kurmaktan, bir fotokopi makinesi şirketinde yeni bir işe başlamaya kadar elinden geleni yapıyor. Ancak Pia, etrafındaki dünyanın beklentilerini hiçbir zaman karşılayamıyor gibi hissediyor. Mücadele ettikçe daha da içine kapanıyor ve akıl sağlığıyla birlikte gerçeklik ile kurgu arasındaki sınırları ayırt edemez hale geliyor.

Potchalko, Pia karakteri üzerinden ruhsal hastalıkların çok katmanlı bir portresini çiziyor. Klasik sinema dilinin biçimsel unsurlarını altüst ederek, izleyiciyi Pia’nın sürekli değişen evrenine tamamen dahil ediyor. Karakterleri karmaşık, gerçekçi ve çoğu zaman oldukça rahatsız edici. Beklentileri sürekli aşan bir film. Potchalko’nun sinematografik dili, sinemada akıl hastalığının daha önceki temsillerini en iyi şekilde sarsıyor ve yerinden ediyor. Küçük ölçekli bireysel meseleleri odağa alırken, günümüz dünyasının daha büyük sorunlarıyla da doğrudan ilişki kuran yeni bir sinema anlayışının öncülüğünü yapıyor.

Festivaller:

Berlin Uluslararası Film Festivali
La Roche-sur-Yon Uluslararası Film Festivali

Was Marielle weiß

“Bir çocuğun gözü, tüm sırları gün ışığına çıkarabilir mi?”

Frédéric Hambalek’in Berlinale’de büyük yarışma bölümünde ilk gösterimini yapan filmi ‘Was Marielle weiß’ mükemmel görünen bir aile portresiyle başlıyor: Julia ve Tobias ve on iki yaşındaki kızları Marielle. Tasarım evleri, düzenli akşam yemekleri, kusursuz imaj… Ama bir gün, Marielle okulda aldığı bir tokatın ardından telepatik yetenek kazanır ve artık annesiyle babasının yokluğunda söylediklerini, yaptıklarını görebilir, duyabilir.

O anda tüm o “saklanan” gerçekler, küçük çocuğun sessizliğiyle titreşmeye başlar. Julia’nın sabah flörtleşen bakışları, Tobias’ın iş yerinde anlattığı abartılı kahramanlık hikayeleri; hiçbir şey gizli kalmaz. Marielle’nin gücü, ailedeki dengeleri sarsar: mahremiyet kaybı, yalanların yükü ve sevginin sınırları soruları vokalize eder.

Hambalek’in filmi, izleyiciyi hem yakın hem uzak tutan bir mesafe kuruyor: komik, rahatsız edici, gerçek ve absürtlük arasında sallanan sahnelerde karakterlerin iç dünyası açılıyor. Marielle’nin sessizliği, aslında en yüksek ses olanımsı çığlık gibi kulak çınlatıyor.

Festivaller:

Berlin Uluslararası Film Festivali
Gijón  Uluslararası Film Festival
Festival del Cinema Europeo (Avrupa Sineması Festivali)

Yazar: Nil Birinci