La Grazia (2025)
Tüm Anlamlarıyla La Grazia
La Grazia’nın kelime anlamıyla birden fazla karşılığı var : nezaket, zarafet, incelik, merhamet, af… 2025 yılının Sorrentino filminin en ilginç özelliklerinden biri de bu sözcüklerin hepsine dokunması. Dolayısıyla sadece La Grazia ile filmi tek kelimede özetlemek mümkün.
Yabancıların “aging gracefully” diye bir kavramı var (grace grazia’nın ingilizce karşılığı) Türkçeye zarafetle yaşlanmak olarak çevrilebilir, daha da açarsak fiziksel, duygusal ve manevi anlamda yaşlanmayı kabullenmek ve zarif bir biçimde taşımak. Filmin baş karakteri Mariano de Santis (Toni Servillo) tam da böyle yaşlanan bir adam. Sorrentino baş karakteri Santis’i klasik yaşlılık hikayelerinde hep alışık olduğumuz şekilde dramatikleştirilerek bir duygu sömürüsüne gitmiyor veya karşı uca atıp yüceltmiyor da. Belki biraz yüceltilmiş olduğu söylenebilir, yine de rahatsız edici, ana fikri, duyguyu ucuzlaştıran bir şekilde değil.
Bireysel mercekten bakıldığında Santis’in zarafetle yaşlanışını görürken, başka bir açıdan bakıldığında Santis karakterinde İtalya’nın beden bulduğu da rahatlıkla görülebilir. Santis’in kulaklıklarıyla bir deri koltukta yalnız otururken görüldüğü planda sağ ve sol omuz üstünde görülen büstler, Roma imparatorluğunun mirasını devralmış bu ülkenin ve onun değerlerinin apoletlerine de benzetilebilir, omuzlarına düşen ağırlığına da veya her ikisine birden. Üstlenilen titrin verdiği güce ve gurura karşılık getirdiği sorumlulukların ağırlığıyla Santis artık yorgun ve yalnız bir adam. İtalya’yı zarafetle yaşlanmış Santis karakteri üzerinden gözden kaçırılamayacak bir gururla perdeye yansıtan La Grazia aday olduğu 97. Akademi Ödüllerinde beklediğini bulamayacak olsa bile filmin vatanperver italyanların kalbine şimdiden taht kurduğunu tahmin etmek zor değil. İtalyan bayraklı uçak gösterisinden, bir masa çevresinde toplu halde söylenen kahramanlık marşlarına kadar yansıyan bu vatan aşkı filmin öne çıkan konularından biri.
Bu noktada yazının akışını durdurup farklı bir bakış açısı için Futura (2021, Francesco Munzi, Pietro Marcello, Alice Rohrwacher) belgeseline göz atabiliriz. Belgeselde İtalya’nın değişik bölgelerinde; şehir merkezlerinde, Roman mahallelerinde, kenar semtlerde gençlere gelecek hayalleri soruluyordu. Yanıtlar gençlerin sosyoekonomik durumlarına göre farklılık gösterse de hepsinde dikkat çeken ortaklık İtalya’yı terk etme hayalleriydi. Ama büyük ama küçük bir hayal, hiçbir hayalin vatanı İtalya değildi. Diğer yanda belgeselin kurgusuna eklenen nostaljik video kayıtlarında dünya savaşlarının yoksul bıraktığı İtalya’da gençler klasik şiirleri ezberden okuyor, hiç de bugünkü kadar umutsuz konuşmuyorlardı. İşte gerçek hayattaki bu tezatın izini La Grazia’da bulmak mümkün değil. La Grazia’da temiz, estetik, zarif idealler var.
Zarif ve estetik demişken İtalyan modasından da bahsetmemek olmaz çünkü La Grazia’da moda da kırmızı halıda resmi geçit yapıyor. Özellikle takım elbiseleri, klasik kesim, vücuda özel dikilmiş, İtalyan kumaşlı takım elbiseleri, kaşmirler, İtalyan ayakkabıları… La Grazia’da net bir estetik duygusu göze çarpıyor. Kıyafetlerde olduğu kadar iç mekan tasarımlarda, mobilyalarda, duvara asılan tablolarda… De Santis’i çevreleyen kendi döneminin estetiğiyken, halkın arasına karıştığında daha modern ama yine zarif bir görünüm var. Sorrentino’nun kostümler ve sanat yönetimine gösterdiği özen sonuna kadar fark ediliyor.






Estetikle devam edersek filmin sinematografisinin hikayeyle uyumundan da bahsetmek yerinde olur. Sorrentino’nun 2016’da yönettiği The Young Pope’dan alışık olduğumuz sıradışı Papa görünümlerine De Santis – Papa görüşmelerinde rastlıyoruz, Portekiz Cumhurbaşkanı’nın kırmızı halı üzerindeki fantastik dansı adeta bir videoklip estetiğini yansıtıyor. Hikaye uyumunda ilk akla gelen ise birbirini tamamlayan iki sahne olur. Önce kızının hapishane ziyaretinde af bekleyen ilk mahkumla bir masada karşılıklı oturuşu, bu planda kızının ve mahkumun duruşları, bu duruşların duvardaki gökkuşağı olan mural ile açısı tıpkı bir ayna gibi De Santis’in hapishane ziyaretinde de kendisini gösteriyor. De Santis’in ikinci mahkumla karşılıklı oturuşu ve çekim açısı; kızı ve De Santis’in bakış açılarındaki farklılığı da yansıtır cinsten.




Bu noktada filmin ana konularından adalet – af ilişkisine geçilebilir. Filmin açılışında cumhurbaşkanının görevlerinden bir bölüm seslendirilirken, ilerisi için de mesaj çok açık bir şekilde verillir. De santis’in cumhurbaşkanı olarak hukuki bazı kararları alma görevi var. Bu kararlar ötenazi hakkı gibi toplumsal kararlar olabildiği gibi bireysel af gibi daha az etkili kararlar da olabilir ki filmde her ikisine de yer verilmiş. Hayatı boyunca dengeli ve risk almayan bir yaşamı olan De Santis görevinin son döneminde riske girecek mi? Filmin sonuna kadar bu soruyu kovalıyoruz.
Sorrentino ciddi meselelerin arasına kişisel bir hikaye eklemekten de geri kalmıyor. Üzerinde çalıştığı iki af dosyası gibi geçmişe dair henüz kapanmamış bir dosya daha söz konusudur. Tutkuyla sevdiği ancak hayatını kaybeden karısı tarafından aldatılışı üzerinden geçmişle hesaplaşma ve affetme üzerine bu alt hikaye çok derin ve etkileyici olmasa da De Santis karakterine bir devlet adamı olmanın ötesinde insani özellikler de katıyor. Bu anlamda La Grazia’daki olay örgüsünün devlet adamı ve yalnız bir erkek / eş / arkadaş / baba personalarını fazla risk almayan, temiz bir desende bir araya getirdiği söylenebilir.
Son olarak filmin mizahi unsurlarını da yükselten müzik kullanımını es geçmemek gerekiyor. Surf Rider ve 5 mins of Acid parçaları adeta La Grazia’nın imzası olurken, filmin ciddiyetini hafifletiyor; bu anlamda De Santis’in ciddi ve soğuk dış görünüşü altında taşıdığı muzip ve eğlenceli karakterine uyumlu parçalar.
Toparlarsak filmin güçlü yönlerine, tüm la grazia anlamlarına dokunan temaların birbiriyle uyum içinde ilerlemesi, oturmuş bir tarza sahip usta sanat yönetimi ve başta Toni Sevillo olmak üzere iyi oyunculuklar, doğru noktalarda yapılmış güzel mizahi dokunuşlar ve hızı güzel ayarlanmış temposuna eşlik eden dinamik müzikleri olarak sıralanabilir. Filmin idealize edişten doğan gerçekten kopukluğu, risk almadan güvenli sularda ilerleyişinden ötürü pek de yeni ve şaşırtıcı bir konu, tarz ortaya koymayışı ise filmin eksiklerine konulabilir. Sonuç olarak La Grazia, en iyi Sorrentino filmi olmasa da 2025’in en iyi filmleri arasına konulabilir.
Yazar: Zeynep Bakanoğlu


