//

Stille Freundin (2025)

Stille Freundin (Silent Friend)

Ildikó Enyedi

Biyografi | Drama

Almanya | Fransa | Macaristan

Tony Leung Chiu-wai | Luna Wedler | Enzo Brumm


Ödüller ve Festivaller

11 Ödül, 6 Adaylık

Filmtipp: „Silent Friend (Stille Freundin)“ – Kinostart am 15. Januar

Sessiz Arkadaşın Uzun Hikâyesi


Ildikó Enyedi sinema diliyle insan ile doğa arasındaki sınırları bulanıklaştıran bir yönetmen. Ondan bahsederken “şiirsel” ve “sezgisel” sıfatları sıkça kullanılır. On Body and Soul filminde insanın duyularıyla algılayabildiği şeyleri içeren anlatıyı rüya-gerçek arası alanda olağanüstü bir şekilde kırmıştı. Stille Freundin’de ise kaldığı yerden hattı ilerleterek bakışını bu sefer bir ağaca yöneltmiş.
Dünya prömiyerini yaptığı Venedik Film Festivali’nden FIPRESCI ödülüyle ayrılan filmin eleştirmenler cephesinde güçlü bir karşılık bulduğu açıkça görülüyor.


Filmden bahsetmeye oyuncu listesinde adı geçmeyen başrol Ginkgo Biloba (Mabed Ağacı) hakkında kısa bir bilgiyle başlamak iyi olur. “Yaşayan fosil” olarak anılan bu tür milyonlarca yıl boyunca neredeyse değişmeden varlığını sürdürdüğünden zamansal süreklilik, hafıza ve direnç gibi kavramlarıyla birlikte anılıyor. Uzak Doğu’da bilgeliğin sembolü kutsal bir ağaç olarak kabul edilmesi ve yapraklarından elde edilen özün hafıza problemlerine iyi geldiği inanışı ile de birleştiğinde hem zamanı aşan bir hafızanın hem de duyularımızla algıladığımızın ötesini anlayabilmek için gereken bilgeliğin tek başına bu ağaçta gövde bulduğu söylenebilir.


Günümüzde yapay zeka devrimi sonrasında insanlık kavramı yoğun bir biçimde sorgulanıyor. Enyedi ise doğanın içinde var olan ama insanın çoğu zaman fark etmediği bu sürekliliğe ve gözle görünmeyen bağlara kafa yormuş. İnsan türünü varoluş piramidinin tepesine yerleştiren hiyerarşinin yerini, tüm varlıkların aynı düzlemde var olduğu bir ilişki ağına bırakacağı fikri (posthümanizm) filmde Enyedi’nin bir karaktere dönüştürdüğü ağaçta karşılık buluyor; insanlar gelip geçerken ağaç kalıyor ve deyim yerindeyse zaman onun içinden akıyor.


Konu edilen zaman, Ginkgo Biloba ağacının ömrünün yüz yılı aşan bir kesiti. Film temelde üç bölüme sahip : 1908, 1972, 2020. Kronolojik bir olay örgüsü yerine üç farklı dönemde atlamalarla ilerleniyor. İzleyicinin kurguda kaybolmaması için dönemlerin çekim tercihleri de net bir şekilde ayrılmış. 1908 yılı için daha statik, tabloyu andıran kadrajlar (35 mm, siyah beyaz) 70’lerde daha serbest, elde kamera hissi veren hareketler (16 mm, grenli renkli), günümüzde ise daha temiz, dijital ve kontrollü bir görüntü tercih edilmiş. Kurguda dönemler arasında geçişleri desteklemek için küçük ses köprüleri, hareket devamlılıkları vs. var.


Kağıt üzerinde oldukça bilinçli görünen bu editing tercihleri pratikte beklenen akıcılığı sağlamaktan biraz uzak. Geçişler yer yer aşırı hızlı, bazı bölümler ise fazla uzatılmış. Sahneler arası kurulan bağlantılar ise ritim yaratmak yerine dikkat dağıtıyor. Anlatının dağınıklığı, gereksiz uzun bırakılmış bölümlerle birleşince filmin ciddi bir sadeleşme fırsatını kaçırdığını söylemek mümkün. Enyedi’nin doğa, büyüme ve süreklilik üzerine bir film yaratırken, sağlıklı bir gelişim için gerekli olan budamanın önemini göz ardı etmiş olması filmin en büyük sorunu.


Üç dönemde perdeye yansıyan, kadının toplumsal rolleri çerçevesi de ayrıca problemli. 20.yy başında bastırılan, 70’lerde özgürleşen ve günümüzde üretim ile bakım arasında sıkışan kadın figürleri, bir tarihsel çizgi önerse de çoğu zaman temsil düzeyinde kalmış. Hatta öyle ki sık sık yakın plan ve geniş açılarla perdeye yansıyan Ginkgo Biloba ağacı bile onlardan daha başarılı bir karakter derinliğine sahip.


Bu noktada filmdeki iki tematik katmanın iki kültürel karşılığına parantez açabiliriz:
19.yy yazarlarından Maurice Maeterlinck’in Çiçeklerin Zekâsı kitabı bitkilerin dünyasını bir tür sezgisel bilinç alanı olarak ele alır ve Enyedi’nin filmde kurmaya çalıştığı düşünsel zeminde ilerler. Toplumsal kadın rollerine ilişkin tema da farklı dönemlerden kadın karakterleri bir ağaç üzerinden birbirine bağlayan yapısıyla Éric-Emmanuel Schmitt’in Bir Aynada Üç Kadın kitabıyla akrabalık kuruyor.


Sonuç olarak karanlık bir sinema salonunda yapay kuş sesleri ve ışıklandırma eşliğinde insan ve doğa arasındaki gözle görülmeyen bağı anlatmaya çalışan bir film fikrinin ironisini kırabilecek tek şey yine sinemanın gücü olabilirdi ki yetersiz kaldığı noktada, doğayla kurulan doğrudan bir temasın, basit bir orman yürüyüşünün bile çok daha güçlü bir karşılık yaratabileceği hissi kaçınılmaz olarak doğuyor.

Yazar: Zeynep Bakanoğlu